Suç ve Cezanın Şahsiliği İlkesi

Kişinin sadece kendi işlediği suçlardan sorumlu olduğu, başkasının işlediği suçları, üstlenmediği sürece sorumlu olamayacağı, suç ve cezanın şahsiliği ilkesi ile, Türk Ceza Kanunu’nun 20. Maddesi ve Anayasanın 38. Maddesinde belirlenmiştir.

Suç ve cezanın şahsiliği ilkesi gerekleri bakımından bazı sorumlulukların yerine getirilmesi gereklidir. Bu sorumluluklar; başkasının eylemlerinden sorumluluk, objektif sorumluluk ve kusurlu sorumluluktur.

Suç ve cezanın şahsiliği ilkesi özellikleri bakımından, sadece gerçek kişiler, suçu doğrudan işleyen kişilerdir. Bu yüzden sadece gerçek kişilerin ceza yaptırımına tabi olması gereklidir.

Uluslararası mahkemelerde de suç ve cezanın şahsiliği ilkesine uygun kararlar alınmaktadır. Suç ve cezanın şahsiliği ilkesine istinaden; hiç kimse başkasının yaptığı suçtan dolayı yakalanamaz, tutuklanamaz, göz altında bulunamaz ya da tutuk evine gönderilemez.

Bir ailede, suçu işleyen baba, eş, çocuk ya da kardeşten birinin işlediği suçtan, tüm ailenin hüküm giymesi gibi bir durum söz konusu değildir. Suçu kim işlediyse o kişinin cezasını çekmesi gerekir.

Suçu işleyen kişinin, bir başkası tarafından suçunun üstlenilmesinde bile; deliller ve tanıklar sayesinde gerçek suçlu bulunmakta ve yine suçu işleyen gerçek kişi, kanunlar önünde cezasız kalmamaktadır.

Suç ve Cezanın Şahsiliği İlkesi Sorumlulukları Nelerdir?

Suç ve cezanın şahsiliği ilkesi bakımından ilk sorumluluk kişinin başkasının eyleminden sorumlu tutulmasıdır. Bu sorumluluk ilkesinde kişi, başkasının işlediği bir suç yüzünden, kendisi hiçbir şekilde suça katılım göstermediği halde sorumlu tutulmaktadır.

Suç ve cezanın şahsiliği ilkesi ikinci sorumluluk maddesi ise, objektif sorumluluktur. Bir anlamda kusursuz sorumluluk olarak da adlandırılan objektif sorumlulukta; suçu işleyen ile eylem arasında psikolojik bir bağ aranmadan sorumlu tutma yoluyla yapılır.

Kusurlu sorumluluk ise; kişinin kasıtlı ya da bilmeden oluşan psikolojik olarak kendisine bir bağ olabilecek eylemlerden sorumlu olmasıdır.

Tüzel Kişilerde Cezai Sorumluluk Nedir?

Suç ve cezanın şahsiliği ilkesi maddesi gereği, tüzel kişilerde cezai sorumluluk için herhangi bir yaptırım bulunmamaktadır. Tüzel kişilik, soyut olduğu için, hukuka aykırı eylem yapılsa bile cezalandırma durumu oluşmamaktadır.

Tüzel kişilerde cezai sorumluluk ancak; tüzel kişinin çıkarına hareket edecek organ ya da temsilcilerin eylemlerinden bahsedilebilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 20/2 maddesine göre; tüzel kişilere ceza yaptırımı uygulanamamaktadır. Tüzel kişilerde cezai sorumluluk, ceza yaptırımı yerine, güvenlik tedbiri uygulanarak yapılabilmektedir.

Tüzel kişilerde uygulanan güvenlik tedbiri ise; Türk Ceza Kanunu’nun 60. Maddesinde belirtilen “el koyma (müsadere) ve izin iptali” olarak belirlenmiştir. Güvenlik tedbiri olarak alınacak olan el koyma (müsadere) ve izin iptali dışında herhangi başka bir güvenlik tedbiri bulunmamaktadır.

Suç ve Cezanın Şahsiliği İlkesinde Suçun Maddi Konusunu Ne Oluşturur?

Suç ve cezanın şahsiliği ilkesinde suçun maddi konusu, suçun işlendiği kişi ya da nesnedir. Yani birisine hakaret ya da bir şeyin çalınması, suçun maddi konusunu oluşturmaktadır.

Suç ve cezanın şahsiliği ilkesinde suçlu kişi yani fail, hukuka uygun davranmayan kişi olarak adlandırılır. Gerçek kişiliktir. Her suçta muhakkak, hukuksal bir konu bulunmaktadır. Konusu olmayan suç yoktur. Cinayet suçunda konu, insan yaşamıdır.

Suç ve cezanın şahsiliği ilkesinde mağdur kişi, suçun niteliğine göre zarar gören kişidir. İçine düştüğü mağdurluğa karşılık, yasalar tarafından korunan, hak korumasının yapıldığı kişidir.

Suç ve cezanın şahsiliği ilkesine göre, suçtan zarar gören tüzel kişi de olabilmektedir. Yani bir hırsızlık söz konusu olduğunda; malı çalındığı için kişi hem mağdur hem zarar gören konumundadır. Ama bir cinayet suçunda, mağdur ölen kişidir. Ölenin geride bıraktıkları ise suçtan zarar gören olarak adlandırılır.

İlgili Yazılar

Bir yorum yaz